Solo-Surakarta

×

Hata mesajı

User warning: The following module is missing from the file system: recaptcha_mailhide. For information about how to fix this, see the documentation page. in _drupal_trigger_error_with_delayed_logging() (line 1143 of /home/egemense/public_html/includes/bootstrap.inc).
Ülke: 
Endonezya
Ad Soyad: 
Ayşegül Akdeniz
Ay: 
Ağustos
Yıl: 
2018
Staj Görülen Üniversite: 
Sebelas Maret University-RSUD Dr.Moewardi Hospital
Staj Görülen Bölüm: 
Genel Cerrahi
Karar ve Hazırlık Aşaması: 
7/10

Öncelikle sınava girerken Endonezya'ya gitmek aklımın ucundan dahi geçmiyordu. Şansımı denemek için sınava girdim ve en son tercihlerimde -arkadaşımın yüksek etkileriyle- Endonezya'yı yazdım. Solo ile ilgili ise hiçbir bilgim yoktu. Tamamen şans eseri denk gelen bir şehirdi.
Hazırlık aşamasında ise biraz zorlandım çünkü açıkçası tercihimin çıkmasını beklemiyordum. Kazandığımı öğrendiğim zaman ise sınav haftasıydı ve gerekli şeyleri tamamlamak için bir haftadan az zamanım vardı. O sebeple hem sınav stresi hem de hazırlık oldukça stresli geçti benim için. Hatta en son birkaç belge için ek süreye ihtiyaç duyup yerel değişim sorumlusu ile görüştüm. Ek birkaç günle birlikte her şeyi tamamladım.

Staj: 
8/10

Genel olarak çok zorlanmadığım bir stajdı. Oradaki stajyer öğrencilerle takılıyordum. Bir programım yoktu maalesef bu sebepten kendimce bazı günler poliklinikte, bazı günler(çoğunlukla) ameliyathanede oluyordum. Stajyer öğrencilerin ve bazen de hocaların yardımıyla öğrendiğim bazı şeyler oldu. Genel olarak çok iyi olmasa da hepsi ingilizce biliyordu. Özellikle öğrencilerin ingilizcesi bence çok iyiydi. O sebeple hastanede iletişim problemi yaşamadım. Polikliniklerde hasta öyküsünü benim için çeviriyorlardı. Birkaç defa muayene etme fırsatı da buldum.
Sabahları yaklaşık 7 gibi hastaneye gidiyordum. Bazı sabahlar daha erken gittiğim de oluyordu ama genelde bu civardaydı. Tabi ben morning report'lara katılmıyordum. Ama katılmak isteyen öğrenciler katılabiliyordu ve bunun için 6-6.30 gibi hastanede olmaları gerekiyordu.
Stajda beyin cerrahisini seçtiğim için her cuma günü haftalık toplantıları oluyordu. Yerel dilde olduğu için anlaşılmasa da tıbbi terimler ve grafilerle kendimce çıkarımlarda bulunabiliyordum. Hocalardan birinin tavsiyesiyle bir hafta sunum ingilizce yapılmıştı bizim için, bunu da ekleyeyim.
Ama genel olarak hem öğrencilerin hem de hocaların sıcak tavırları, yardımseverlikleri çok etkileyiciydi. O sebeple hiç çekinmeden soru sorabiliyordum ve onlar da cevaplıyorlardı.

Konaklama: 
8/10

Solo Java adasının önemli bir kenti ama çok da gelişmiş bir şehir değil . Bu sebeple kaldığım yer de çok gelişmiş sayılmazdı. Odada bazasız bir yatak singeri, dolap, ayna, sandalye, masa ve fan haricinde bir şey yoktu. Çok temiz de diyemem ama yine de idare ediliyordu. Odada bir banyo vardı. Tuvalet de oraya dahildi. Yurtta her katta bir tezgah ve ocak vardı, kullanılabiliyordu. Ayrıca kaldığım yurt kız-erkek karışık bir yurttu.
Genel itibariyle pek sorun yaşamadım ama temizliği biraz problemdi. Ama çok da pahalı olmayan bir miktara temizlikçi çağrılıp temziletilebiliyormuş, sonradan öğrendim.

Yiyecek - İçecek: 
9/10

Yiyecek kültürleri, aslında içecek de, bizden çok ama çok farklı. İlk zamanlarda aç kaldığımı itiraf etmeliyim. Tadları kötü olmasa da tuhaf olduğu için yemekte zorlandım. Ama sonralarda aç kalarak dayanamayacağımı, yemek zorunda olduğumu düşünerek yemek yemeye başladım. Ve emin olun sonradan çoğu yemeğin ve içeceğin müptelası oldum diyebilirim.
Kahvaltı kültürü bizim bildiğimiz yemek olduğu için, en çok türk kahvaltısını özledim. Pirinçleri de yağsız ve tuzsuzdu. Neredeyse 3 öğün pirinç yiyorlar, onlar için bizdeki ekmekle eşdeğerdi. Kırmızı etleri de soya sosu ile pişirdiklerinden olsa gerek, tatlı bir tad alınıyordu o sebeple pek kırmızı et tercih etmedim. Ama tavuk pişirme konusunda bence ustalar. Balık da bulabilirsiniz tabi. Ama ben en çok tavuk, pirinç ve sebze yedim. Sulu sebze yemekleri pişiriyorlar ve pirinçle iyi gidiyor. Ayrıca favorim olan muz kızartmasını (pisang goreng) da kahvaltıda alıyordum.
Genelde ana yemek konusunda farklılık olsa da tatlıları için aynı şey geçerli değil. Oldukça güzel tatlıları vardı. Özellikle martabak! Muhteşem, efsane bir tatlıydı. Çikolatalısı favorimdi. Tavsiyemdir. Ama ronde hariç. Ronde adında, bizdeki hoşafa benzeyen ama sıcak içilen-yenilen bir tatlıları var. İçindeki yoğun zencefilden ötürü boğazı yakacak gibi acı bir tadı var.
Yine, hastanenin bahçesindeki dükkandan çeşitli ekmekler almıştım. Ananas reçelli ekmek ve pisang karamel favorimdi. Tavsiye ederim ;) Açıkçası içinde muz olan çoğu şeyi yiyordum.
içeceklerde sanırım en çok tüketilen şey çaydı. Soğuk yada sıcak alabiliyorsunuz. Soğuk çayı çok sevdiğimi söylemeliyim. Bildiğimiz çayın(melisa çayının) soğutulmuşu olduğu için başta çok tuhaf gelmişti ama sonradan her gün muhakkak içer oldum. Süt de sevdikleri içecekler arasında. Çeşit çeşit yapıp içiyorlar, bence oldukça güzeldi.

Dil ve Kültür: 
10/10

Kültürel olarak çok etkileyici bir ülke Endonezya. Kültürlerini korumayı başarmış ve yaşatan insanlar var. Batik kültürel-geleneksel giysileri ve resmi yerlerde giymeye özen gösteriyorlar. Şehirde şehrin tarihine ait müzelerde oldukça çok tarihi yapı ve eşya var.
Ama halkın ingilizcesi çok da yok anladığım kadarıyla. Kaldığım yurttaki görevliler ve uğradığım marketteki kadın bilmiyordu örneğin. Haliyle de el-kol ile anlaşmak gerekiyor. Ama yardımsever ve güler yüzlülükleri ile çok kolayca iletişim kurabiliyorsunuz.
Benim orada en çok dikkatimi çeken iki şey güler yüzlülükleri ve batik giymeleri olmuştu. Kiminle konuşsanız, soru sorsanız hatta sormasanız bile gülümsüyorlar. Bu da her ne kadar 10.000 km uzaktan da gelmiş olsanız kendinizi yalnız hissetmemenizi, güvende hissetmenizi sağlıyor.
Batik de kültürel olarak onlarda oldukça kıymetli bir giysi. Her desenin kendince anlamı var. Bu yüzden halk bu kıyafeti resmi yerlerde, özel günlerde ve iş saatlerinde giyiyor. İster istemez ülkemizle kıyaslayınca bu tarz bir giysi kültürümüz olmadığı için üzülmüştüm açıkçası.

İletişim ve Haberleşme: 
10/10

Henüz daha Türkiye'deyken oradaki cp'mle iletişime geçtim. Sorularımı sordum ve hiç bıkmadan cevaplar aldım :) Bazı zamanlar sadece konuşmak için bile yazdığım oluyordu ve cp'm aynı cana yakınlıkla yanıt veriyordu. Gidince de anladım ki gerçekten de çok tatlı ve cana yakın biriydi -diğer tüm cp'ler gibi. Aynı zamanda oradayken de her yardıma ihtiyaç duyduğum zaman hem cp'mle hem de leo'yla rahatlıkla iletişime geçebildim. Çok yardımcı oldular bana.
Yine, kaldığım yurtta wifi olması çok iyiydi. Aynı zamanda orada da yerel bir hat almıştım -acemiliğe denk geldiği için baya pahalı bir ücret ödedim eğer bilseydim daha ucuza da bulabilirdim. Hem wifi ile hem de kendi internetimle hem ailemle hem arkadaşlarımla rahatlıkla iletişim kurdum. Tek sorunumuz saat farkıydı :) Onun için de yapabilecek bir şeyimiz yoktu.

Ulaşım: 
9/10

Kabul belgemin geç gelmesinden dolayı son 1-1.5 ay kadar önce alabildim biletimi. İstanbul-Jakarta arası direk THY ile uçtum. Tabi hem o dönemki kurlardan hem de geç almamdan dolayı biraz tuzlu oldu.
Ardından Jakarta'dan Solo'ya 9 saat trenle gittim. Tren biletini bizim için birlikte gittiğim arkadışımın contact person(cp)'u aldı ve bizi tren istasyonuna bıraktı. Çok zordu itiraf ediyorum, hele ki ilk defa yurt dışına çıkmış biri olarak. Solo'da da benim contact person'um bizi karşıladı ve yerimize yerleştirdi.
Şehirde toplu ulaşım çok az. Otobüs var fakat saatleri olmadığı için ne zaman gelir hiç bilemiyorsunuz. Onun yerinde biz de taksileri kullandık. Telefonunuza indirdiğiniz Go-Jek uygulamasıyla taksiyi çağırıp gideceğiniz yeri işaretleyebiliyordunuz. Bence ucuzdu da.
Dönüşte de Solo'dan Jakarta'ya uçakla gidip akşam da Jakarta'dan İstanbul'a direk uçtum. Dediğim gibi biraz pahalıydı. Hele ki son dönemde kurun baya bir yükselmesiyle dönüş biletim çok daha pahalıya geldi.
Ama tabi ben konforlu ve kolay olması açısından direk uçuşları tercih ettim. Yoksa Qatar vb şirketlere ait daha ucuz aktarmalı uçuşlar da vardı.

Gezi - Eğlence: 
10/10

Oradaki ekibin düzenlediği geziler çok güzeldi. Çok güzel, görülmesi gereken yerlere gittik ve gezdik. Çoğu gezi masrafını da kendileri karşıladılar bu yüzden çok da masraflı olmadı bizim açımızdan.
Yine şehirde gezilecek akşam çarşıları, alışveriş merkezleri var. Çoğu akşam hastaneden arkadaşlarla gidip gezdik. Eğlence olarak da gayet yerindeydi.
Ama Solo'da hayat en fazla akşam 10'a kadar sürüyor. Güneşin erken doğup batmasından dolayı hayat da erken başlıyor zaten.

Şehir Şartları: 
8/10

Şehrin gelişmişliği çok ileri olmadığı için çok bir şey beklememelisiniz. Ama yine de bence gayet yaşanılır bir yerdi. Bize oranla çok farklı yerler, sokaklar ve yapıları var. Toplu ulaşım yok denecek kadar az. Motorsiklet kullanıcıları, motorsiklet taksiler çok fazla.
Kıyafetlerimi oradayken ben elimde yıkıyordum ama çoğu yerde çamaşırhaneler var. Kıyafetlerinizi sabah verdiğinizde akşam yıkalı ütülü ve paketli bir halde alabiliyorsunuz. Çok da pahalı değil üstelik.

Anlayacağınız çoğu açıdan sıradışı bizim için. Ama bana kalırsa alışılabilir ve tolere edilebilir şartlara sahip.

Hava Şartları: 
9/10

İzmir'den gelen bir insan için gayet normal hava koşullarına sahip. Sıcaklık 30 küsür derecelerde ve nem çok yüksek. Ama odada fan olması, hastanede -özellikle ameliyathanede- klima olmasından dolayı pek de anlamıyorsunuz. Akşamları ve sabahları biraz düşse de sıcaklık, gayet normal bir ısıya sahip.
Ama yine de siz yanınıza tedbiren bir hırka-ceket almayı unutmayın.
Yine odada üstünüze örtecek bir örtü bulamazsınız. Eğer benim gibi üstünü örtmeden yatamayan biriyseniz bunu dikkate alın derim.

Genel Bütçe: 
10/10

Solo oldukça ucuz bir kent. Sabah kahvaltıda tabağınızı tıka basa doldursanız, içeceğiniz de dahil, ödediğiniz para 10-12 tl'yi anca geçiyor. Tabi bu mekandan mekana fark edebiliyor ama dışarıdaki mekanlarda yemek yediğinizde bu söylediğim rakamlarda yemeniz mümkün.
Tabi bazı alış veriş yerlerinde, lüks restoranlarda 20-30tl'ye de yemek yiyebilirsiniz :)
Hesaplayınca Solo'ya aldığım tren bileti ve solo-jakarta uçak bileti de dahil 1500 tl'ye yakın para harcadım. Üstelik aldığım hediyelik eşyalar ve batikler de dahil. Çünkü ulaşıma da yemeğe de çok bir para harcamıyorsunuz orada. Tabi bu orada yapacağınız gezilere de bağlı. Eğer kendiniz başka şehirlere geziler düzenlemek isterseniz -Bali gibi, Bromo gibi- Bütçenizi daha da arttırmanız gerekir. Ama ben şehrin içinde gezip hediye vb almayı tercih ettim. Bu sebeple bu kadar para da işimi gördü.
Tüm bu değişim sırasında en çok para harcadığımı şey uçak biletiydi. Gidiş-dönüş yaklaşık 7.500 tl'ye mal oldu bize.

Yapılacaklar - Yapılmayacaklar: 

Bence gördüğünüz her yerel yiyeceği ve içeceği denemelisiniz. Sonunda beğenmeyebilirsiniz tabi ama yine de pişman olmazsınız, sonuçta bir daha oraya ne zaman gideceksiniz ki??
Tropik meyveleri denemenizi öneririm. Benim favorim star fruit'tu.
Martabak'ı mutaka deneyin. Tatlısını da tuzlusunu da. İkisine de bayılacaksınız.
Aktif olun. Öğrencilerle tanışmaktan çekinmeyin. Çünkü onlar da sizinle tanışmaktan oldukça keyif alıyorlar ve memnun kalıyorlar. Öyle ki örneğin sadece birkça defa görüştüğüm bir arkadaşım, dönmeden önceki akşam bana çeşitli hediyeler getirmişti ve küçük bir not bırakmıştı :)
Sabahları kahvaltılarda öğrencilere eşlik edin, yani onlarla takılın. Böylece adapte olma süreciniz de kolaylaşır.
İçinde muz olan şeyleri ve soğuk çayı deneyin :)
Donut yiyin :) Süt için (Shi-jak diyorlar onlar)
Hiç binmediyseniz motosiklete binin :) Beni bir akşam, buluştuğum arkadaşım motosikletiyle almıştı :)) İlk binişimdi ama oldukça keyifliydi.
Vaktiniz ve fırsatınız varsa Bali gibi görülmesi gereken yerleri önceden araştırın ve gitmeye çalışın. Çünkü Endonezya çok büyük ve çok güzel bir yer. Bu fırsatı kaçırmayın.

Eklemek İstedikleriniz: 

Tüm o bir ay boyunca çok güzel zamanlar geçirdim. Çok insanla tanıştım. Kısacası çok mutlu oldum ve inanılmaz keyif aldım.
Ama..
Eklemem gerek ki, ilk zamanlarımda çok bunalmıştım. Alışmakta çok zorlandığımı hatırlıyorum. Kendi yapım gereği de çok kimseyle konuşmayıp günlerimi odamda geçirmiştim.
Ama hem oradaki insanların güler yüzlülüğü hem de yardımseverliği ile çok geçmeden bu durumu atlattım. Hatta öyle ki odamı artık sadece uyumak için kullanıyordum. Her akşam bir arkadaşımla ya da oradaki değişim ekibiyle bir yerlere gidiyorduk çünkü.
Demem o ki, bu deneyimi yaşayabileceğiniz o anların tadını sonuna kadar çıkarın. Keşke şunu da yapsaydım diyecek bir şey yapmayın, elinizden geldiğince yapmak istediğiniz her şeye zaman ayırmaya çalışın.

Yine, ingilizcem hiç de iyi değildi gittiğim zaman. Konuşmaya çekindiğim zamanlarda da hiç geliştiremedim. Ama bir yerden sonra "Bu böyle gitmez" dedim kendime ve konuşmaya başladım, çalıştım. Anladım ki insanlar da sizin hatanıza değil anlatmak istediğiniz şeye odaklanıyor. Zaten sonuç olarak da gayet konuşabilen bir insana dönüştüm :)

Soru sormak için, danışmak için de hiç çekinmeyin, bana mail atın. Şimdiden iyi değişimler :)